23 Ocak 2013 Çarşamba

Şiirimsi (2006)



Açıldı kanatları kocaman

Yollar açıldı

Upuzun,
Sonu görünmeyen yollar
Gel dedi sen de.
Eğdi başını arkasına bakarak
Taşırım ben senin yükünü de



Koca bir balyoz vurmuştu

Masaldaki fasulyeden inen dev
Yoktu yol üzerinde
Ne şehir ne binalar
İnsanlar…
Sadece toprak yollar



Ah dedi bu göçler…

Bu gidişler
Bu dönüp de bulamayışlar
Bulup da yeniden başlayamayışlar.



Kır dedi kanadımı

Ben senin dört mevsimini severim.
Ama en çok baharını severim
Yeşil yapraklarını
Bitmeyen şarkılarını
Utangaç bakışlarının ardından
 beni süzen gözlerini…



Yolculuk başlamıştı bile

Mırıldandı durdu bütün gece
Duymasındı ne bir yaprak hışırtısı
Kum fırtınası
Korktukça uzaklaşıyordu
Kalmak istedikçe gidiyordu
İkisine de yeterdi onun kocaman
Bembeyaz kanatları



Bulutların arasına götürürüm seni

Bozarız gökyüzünün şeklini
Çalarım sana mavisinden
Bulutların beyazından
Geceyi boyarsın
Duvarındaki resimler gibi
Rengarenk



Siyah da olmalı

Yola çıkmalı bazen
Biraz duman alıp getirmeli
Uzak ülkelerden



Ve yollar..

dönüşü olmalı
Gittiği gibi gelmeli
her giden

yıl 2013 yine kaçmak var aklımda!





gitmem gerek yine

yeni bir yolculuk bulmalıyım kendime
sırt çantama bir kazak bir pantolon koymalıyım
kitap almalıyım yanıma
ama en çok defter
yazmam gerek en uzun en sıkıcı en karanlık

gitmem gerek herhangi bir yere
bir başıma

aradığım bir şey yok
peşinden gittiğim...
canım yol çekti işte
tanımadığım bilmediğim yollarda yürümeli
sonra bir yerde oturup şekersiz çayımı içmeliyim
şıngırdatmadan sessizliği
keyifli bir manzaraya karşı

bir koşu gidip bir koşu geri dönmeliyim
hiç gitmemiş gibi yapmalı
ama döndüğümde bir şeyler değişmiş olmalı

yolculuk zamanım geldi
uzaklaşmak kalabalıktan
ve yalnız kalmak, gerçekten
öyle istiklalde tek başına yürümek gibi
ya da bir kahve için köşede bir yere oturup da
insanlara arkanı dönmek gibi değil
sıkıcı pis bir yalnızlıktan bahsetmiyorum
aksine özgürlüğün damağına yapışıp kaldığı
gözlerinin uzakları görebildiği

dünyayı ayaklarımın altına alıp da
ruhumu yüksek bir salıncakta rüzgara karşı sallandırdığım
derin bir nefes alırken
kollarımın hiç yorulmadan saatlerce itebildiği...

yeniden dünyaya düşecek olduğumu bilsem de
rüzgarın karıştırdığı saçlarımdaki düğümler
ve çarpışı yüzüme soğuk
hissettiğim o güç, o özgürlük, o huzur...

hiç bitmeyecek yollar
ve yola çıkmak için duyulan arzu
iplerimi kesmek için babamın verdiği kör bir çakı
kesip kesip kurtulacağım
ve döndüğümde yeniden bağlayacağım iplerimi bir bir

güzel olan zaten gidebilmenin kendisi
gittiğin yerde kalmak zorunda olmayışın...

güzel olan yolculuğun kendisi.

güzel olan istediğin an
yalnız kalabilme lüksüne sahip olman.


sorunlarınızın ağaçta bittiğini düşünün erik gibi mesela. boyunuzun yetiştiği yerdekileri çatır çutur yersiniz sonra orada yenileri çıkar onları da bir güzel kopartırsın dalından, hiç zorlanmadan. ağacın tepesindeki erikler de gün geçtikçe kızarır, büyür kocaman olur ve çürür zamanla. ama onlara ulaşmak zordur. Yukarıya baktığınızda görürsünüz ama aşağıdakileri toplamak varken yukarı çıkmak işinize gelmez, zor gelir. işte bizim gündelik çabalarımız: her gün bir yenisi eklenen ufak tefek aşılabilir ve dalından kopardıkça ufak mutluluklar yaşadığımız.. ve büyük kocaman sorunlarımız: ulaşmak için çaba gerektiren, olgunlaştıkça tadı kaçan ve uzanmak istemediğimiz ama her zaman ağacın tepesinde bize bakıp bakıp kırmızı kırmızı gülen..

ŞAPKACI