gitmem gerek yine
yeni bir yolculuk bulmalıyım kendime
sırt çantama bir kazak bir pantolon koymalıyım
kitap almalıyım yanıma
ama en çok defter
yazmam gerek en uzun en sıkıcı en karanlık
gitmem gerek herhangi bir yere
bir başıma
aradığım bir şey yok
peşinden gittiğim...
canım yol çekti işte
tanımadığım bilmediğim yollarda yürümeli
sonra bir yerde oturup şekersiz çayımı içmeliyim
şıngırdatmadan sessizliği
keyifli bir manzaraya karşı
bir koşu gidip bir koşu geri dönmeliyim
hiç gitmemiş gibi yapmalı
ama döndüğümde bir şeyler değişmiş olmalı
yolculuk zamanım geldi
uzaklaşmak kalabalıktan
ve yalnız kalmak, gerçekten
öyle istiklalde tek başına yürümek gibi
ya da bir kahve için köşede bir yere oturup da
insanlara arkanı dönmek gibi değil
insanlara arkanı dönmek gibi değil
sıkıcı pis bir yalnızlıktan bahsetmiyorum
aksine özgürlüğün damağına yapışıp kaldığı
gözlerinin uzakları görebildiği
dünyayı ayaklarımın altına alıp da
ruhumu yüksek bir salıncakta rüzgara karşı sallandırdığım
derin bir nefes alırken
kollarımın hiç yorulmadan saatlerce itebildiği...
yeniden dünyaya düşecek olduğumu bilsem de
rüzgarın karıştırdığı saçlarımdaki düğümler
ve çarpışı yüzüme soğuk
hissettiğim o güç, o özgürlük, o huzur...
hiç bitmeyecek yollar
ve yola çıkmak için duyulan arzu
iplerimi kesmek için babamın verdiği kör bir çakı
kesip kesip kurtulacağım
ve döndüğümde yeniden bağlayacağım iplerimi bir bir
güzel olan zaten gidebilmenin kendisi
gittiğin yerde kalmak zorunda olmayışın...
güzel olan yolculuğun kendisi.
güzel olan istediğin an
yalnız kalabilme lüksüne sahip olman.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder